Konservatuar Giriş Sınavı Soruları

Posted: 5th July 2010 by suleyman in Müzik, İTÜ

Bugün aklıma enteresan birşey geldi, acaba konservatuara giriş ÖSYM’ye bağlı bir sınavla olsaydı nasıl olurdu diye? Sonra konunun nasıl yüzeyselleştirilip şıklara indirilebileceğini düşündüm ve birkaç soru hazırladım. Aşağıda sorulardan birkaç örnek yazıyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar, ileride aklıma geldikçe yazarım. Yeni soru önerilerine de açığım.

Sözel Bölüm

Soru 1) Kadifeden kesesi, … gelir sesi, oturmuş …, ciğerimin köşesi.

Yukarıdaki dizeleri uygun şekilde tamamlayın.

a) camiden – namaz kılar
b) kiliseden – gospel okur
c) kahveden – kumar oynar
d) bakkaldan – helva yapar

Soru 2) Kimin sadık yari kara topraktır?

a) benim
b) senin
c) onun
d) bizim
e) sizin
f) onların

Soru 3) Ağağıdakilerden hangisi aşağıdadır?

a) Mi
b) Do
c) Re
d) Fa

Soru 4) “Dıdı dım dıdı dım dıdı dım tım…”

Yukarıdaki cep telefonu melodisinin bestecisi kimdir?

a) Mozart
b) Bach
c) Beethoven
d) Tarkan

Soru 5) Türk Marşı’nın bestecisi kimdir?

a) Mehmet Akif Ersoy
b) Mehmet Zeki Üngör
c) Dede Efendi
d) W. A. Mozart

Vizesiz Gidilebilen Ülkeler

Posted: 9th April 2010 by suleyman in Tavsiye

Basında dolaşan vizesiz gidilebilen ülkeler vs. mevzusu kafamı epeyce karıştırdı ve erinmedim, üşenmedim dışişleri bakanlığının sitesine girip teker teker ülkelere dair vize durumunu inceledim ve burada da paylaşmak istiyorum.

Vizesiz gitme olayı öncelikle pasaportunuzun türüne göre değişiyor. Yani diplomatik, hizmet, hususi ve umuma mahsus diye pasaport çeşitleri var. Burada sadece umuma mahsus (lacivert) pasaporta vize istemeyen ülkelerden bahsedeceğim. Zaten neredeyse heryere gidebilen diplomatik pasaporta sahip olanlara gıcık oldum ve onların gidebileceği ülkeleri sıralamayacağım, gitsin öğrensinler. Halkın pasaportuna dair durumu paylaşalım.

Öncelikle, bazı ülkeler hiçbir ön koşul olmaksızın umuma mahsus pasaportlar için Türkiye’den vize istemiyorlar. Bu ülkeler;

Arnavutluk, Bahamalar, Bolivya, Bosna-Hersek, Ekvator, El Salvador, Fas, Filipinler, Haiti, Honduras, Hong Kong, İran, Japonya, Kazakistan, KKTC, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Makedonya, Maldivler, Malezya, Nikaragua, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, St. Vincent-Grenadines, Singapur, Solomon Adaları, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu ve Uruguay.

İkinci kategoride ise vizesiz geçişler bazı ön şartlara bağlanmış. Dışişleri bakanlığının sitesinde konuyla alakalı olarak şöyle diyor; “Diplomatik, Hizmet, Hususi  ve  Umuma Mahsus Pasaport hamilleri anılan ülkeye yapacakları üç aya kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaftır.” Yani, sadece üç aylığına vizesiz, sonrası vizeli. Bazılarında ise bu süre otuz gün e otuz gün olanları parantez içinde belirteceğim. Bu ülkeler ise;

Arjantin, Brezilya, Cezayir, Güney Afrika Cumhuriyeti (30 Gün), Gürcistan, Karadağ, Kırgızistan (30 Gün), Kosova, Libya, Mauritius, Suriye, Venezuela.

Bunlar dışında istisnai olarak da Lübnan var. Lübnan’a vize durumu nasıl gittiğinize göre değişiyor. Eğer uçakla gidecekseniz, vizesiz gidebiliyorsunuz. Eğer karayolu ile gidecekseniz, vize almanız gerekiyor. Ancak anladığım kadarıyla bu vize teorik bir vize ve sınır kapılarından da alınabilmekte ancak tam olarak vizesiz değil.

İçlerinden bazılarının adını dahi ilk defa duymuş olsam da vizesiz gidebilmek güzel bir imkan. Şimdi pasaportunuzu cebinize koyup yukarıdaki listeye “o piti piti” yapabilir, bir ülkeye gezmeye gidebilirsiniz.

Yirmi yıl önce bugün, yani 24 Kasım 1989 tarihinde eğitim ve öğretim hayatıma başlamış oldum. Bugün tam 20. yılı; yani hayatımın 4/5′i okullarda geçmiş.

O zaman daha beş yaşındaydım. Okula başlama nedenlerimi bir kenara bırakırsak, hem okula başlama tarihi hem de yaşı itibariyle okulda olmamam gerekirken, bu başlangıcı, başladığım okulda öğretmen olan babamın iş arkadaşlarıyla kurduğu sosyal ilişkilerine borçluyum.

Okulla ilgili ilk hayal kırıklığım da o gün başladı. Çünkü başladığım gün öğretmenler günüydü ve okulda küçük çaplı bir tören yapıldı. Öğrenciler bahçeye toplandı ve Oktay Öğretmen (babamın taa ortaokuldan arkadaşıdır) saz çaldı, sesi güzel birkaç öğrenci de türkü söyledi. Okulu çok sevmiştim, çünkü her gün bahçeye çıkılıp saz çalınıp türkü söyleneceğini düşünüyordum ancak, ilerleyen günlerde deftere dikey ve yatay çizgiler çizmek zorunda olduğum gerçeğiyle yüzleşince hayatımda ilk kez okuldan kaçtım. Bu önemlidir çünkü bu alışkanlığı üzerinden atmam ancak yüksek lisansa nasip oldu. Neyse, konumuza dönersek; dikey ve yatay çizgiler çiziyorduk. Sonra, ikinci dersin sonunda müstahtem Ahmet Abi sınıfa girip fındık vs. dağıtırdı, yani Özal dönemi devam ediyordu.

Önlüklerimiz bugünkü gibi mavi değildi, siyahtı, ben ikinci sınıftayken mavi önlüklere geçilmişti. Önlük de önemlidir çünkü, hayatta bazı ayrımlarla da o günlerde tanışmak zorunda kalmıştım. Okulumuz, oldukça yoksul bir mahallede konumlanmıştı ve öğrencilerin, özellikle de bir kısmının, gelir düzeyi oldukça düşüktü. Mavi önlüğe geçildiği yıl yeni önlük alamayıp halen siyah önlükleriyle okula gelmek zorunda olan birkaç arkadaşımın, adeta yoksulluklarının simgesi gibi siyah önlüklerle işaretlenmiş bir biçimde bahçede dolaşması halen gözümün önünde. Çok iyi akadaşlardı, mert çocuklardı ama bazılarının ilkokuldan sonra okuyabildiğini sanmıyorum. Erken yetişkinlerdendi onlar da, okuldan sonra her birinin yapacak bir işi vardı, peşinde koşmak zorunda oldukları birer ekmek kavgaları vardı. Şimdi adını hatırlayamadığım ama memleketini hatırlayabildiğim, Elazığ/Palu’lu bir arkadaş vardı, o da siyah önlüklülerden. Evi okula çok yakındı. Okuldan çıkıp evine giderken annesi yolda karşılardı onu. Daha evin bahçesinde üstünü değiştirirdi, önlüğünü çıkarır ve annesinin ekmeğin arasına sardığı birşeyleri boya sandığıyla birlikte aldıktan sonra düşerdi ekmek parası peşine. Giderken de Zazaca olarak annesine birşeyler söylerdi, anlamazdım. Şimdi nerededir, ne yapar hiçbir fikrim yok.

Aynı yıl, televizyonlarda henüz o günkü aklımın kavrayamayacağı ama çevremdeki herkesin hayretler içinde izlediği olaylar oluyordu. Bir sürü insan bir duvarın iki yanında toplanmış balyozluyordu ve her yerde ondan bahsediliyordu. Berlin mi ne, bir duvarmış, yıkılıyormuş. Onun manasını da çok sonradan kavradım. Meğer yıkılan bir duvar değil, bir dönemmiş. İki ışıktan birinin fuzuli görülerek söndürüldüğü, bakkala sepet sarkıtılıp borca birşeyler istenen, televizyonlarda evdeki malzemenin nasıl israf edilmemesi gerektiğini anlatan tanıtıcı kısa filmlerin yayınlandığı tutumluluk çağı sona ermiş; kişilerin giderek bireyselleştiği, tüketimin en yüce değer, harcamanın ibadet, alışveriş merkezlerinin ibadethane sayıldığı küreselleşme, internet, cep telefonu çağı gelmeye başlamış. Bir başka deyişle, teyp yerini önce ‘walkman’e sonra da ‘mp3 player’a bırakmış. Bütün bu olanları o yaşlarda kavramam mümkün değildi; ama sonra sonra birşeyler yerine oturdu ve o balyozlu insanların neyi yıktığını daha iyi anladım.

Bugün 24 Kasım, 20 yıl önce bugün okula başladım ve halen okuldayım. Daha ne kadar okulda olacağımı kimse bilemez. Mesele yirmi yılı okulda geçirmiş olmak değil, insan asıl büyüdüğünü anladıkça şaşırıyor.

Welcome to İTÜ TMDK

Posted: 2nd October 2009 by suleyman in Genel, Gözlem, Müzik, İTÜ
Tags: , , , ,

ITU_KLASIK_ARI_YUKSEK_COZUNURLUKLU[1]Bu hafta yeni bir okula, İTÜ’de Türk Müziği bölümünde yüksek lisansa başladım. Konservatuar ortamının bugüne kadar alışık olduğum üniversite ya da eğitim geleneğinden oldukça uzak bir yapısı olduğunu söyleyebilirim.

Öncelikle Maçka Kampüsü’nden bahsetmek gerek. Nişantaşı’ndan devam edince, Beşiktaş’ın üst tarafında tam olarak Maçka Parkı’nın yanında oldukça güzel bir yere konumlanmış olan kampüs hazırlık, işletme fakültesi ve konservatuarı barındırıyor. Kampüsün içerisinde bir tarihi bir bina var, Osmanlı döneminde silahhaneymiş. Bina kendine has mimarisiyle görülmeye değer bir şaheserdir ama bizim orada çok da işimiz yok; sadece yemekhane var orada. Kampüsün tam koordinatlarına bu linkten gidebilirsiniz.

Burası, özellikle de yokuşun alt tarafındaki -konservatuarın olduğu- kısım, üniversite kampüsünden çok Eski Yunan’daki felsefe okullarına benziyor. Müthiş bir gelenek ve görenek aktarımı var. Kampüste birlikte yaşadığımız bir lise var, hatta zili bile çalıyor. Bu lisede üstün yetenekli çocuklar müzik üzerine eğitim ve öğretim görüyorlar. Bu çocuklar lisans, yüksek lisans, master ve doktora öğrencileriyle aynı kantinleri vs. paylaşıyor. Sıradan bir “lise öğrencisi” profilinin çok üstünde bir kitleden sözedilebilir. Herbiri birşeyleri iyi derecede çalan bu çocuklar gelecek vaadediyor.

Ortalama bir kampüsün dersliklerinde müzik sesi duymanız imkansızdır. Hatta, kazara birşeyler çalacağınız tutarsa sizi “gürültü yapıyor” diye şikayet ederler. Burada tam tersi, koridorlardan piyanodan klasik kemençeye türlü çeşitli enstrümanın sesi yükseliyor. Örneğin, geçen gün sabah ders için koridorda beklerken, abinin biri boş bir sınıfta klarinet çalışıyodu. Sabah sabah profesyonel sayılabilecek bir elden, canlı olarak birkaç taksim, ardından “gam zedeyim deva bulmam” dinledim. Alışık olmadığım için sabahın o saatinde ciğerim parçalandı ama o kampüste ders aldıkça böyle şeylere alışmak gerek.

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Bakalım ileride beni ne bekleyecek.

Sabuncakis KöşküBüyükada’nın her tarafında dolaşırken gözünüze çarpan güzel yapılar o kadar çoktur ki, insan adeta paralize olur. Bir süre sonra hepsi birbirine benzermiş gibi gelmeye başlar. Ancak Ada’nın arka taraflarında (Maden) ana cadde üzerinde (Yılmaz Türk Caddesi) eski bir yapı vardır ki o güzelliklere alışmış, ukala bakışlar bile bu yapıyı gözden kaçıramaz. Gerçek adı Sabuncakis Köşkü olan bu yapı, Büyükada halkı tarafından üzerindeki  figürlerden dolayı “Arılı Ev” olarak da anılır.

Sitemin sembolü olarak kullanacak kadar çok sevdiğim bu binanın hikayesini kısaca anlatmaya çalışacağım.

Read the rest of this entry »

gmail-logoBeta olma hali hiçbir zaman sona ermeyen Gmail, yakın zamanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeyi planladığı yeniliklerle kullanıcıların gözdesi olmaya devam ediyor.

Eklenti Boyutu Büyüyor

Gmail’de önceden 20 MB olan eklenti boyutu artık 25 MB. Bir zamanlar yahoo’nun 6 MB olan mailboxları 10 MB’a çıkardığı zaman attığım sevinç çığlıklarıyla kıyaslayınca Gmail’in konuyla ilgili nasıl bir değişiklik yaptığı daha iyi anlaşılır. Önceden eski Yahoo adresimin iki kopyasını Gmail’de tek bir mailde gönderebilecekken, şimdi 2.5 kopyasını gönderebileceğim.

Google bu değişikliği 22 Haziran’da duyurmuştu.

Read the rest of this entry »

Siteye Sözlük Ekledim

Posted: 13th June 2009 by suleyman in Dil, Genel, Sözlük
Tags: , ,

sozluk2Sözlükleri oldum olası sevmişimdir. Bildiğim bilmediğim birsürü dilin sözlüğünü elimin altında bulundururum. Hazırlık yıllarından kalma bir alışkanlık olacak ki elime sözlük alıp onu okumayı, kurcalaması severim. Sözlüklere karşı bu ilgimi dijital ortamda da göstermek istedim ve elimdeki üç sözlük veritabanına birer web arayüzü giydirip siteye ekledim. Bu uygulama tamamen kamu hizmetidir.

Siteye İngilizce ya da Almanca sözlük koymak gibi banal bir işe girmedim. Zaten internette dağ taş İngilizce sözlük. Daha nadir bulunan sözlükleri paylaşayım istedim. Şimdilik Osmanlıca, Kürtçe ve Tatarca sözlüklerle pilot uygulamayı başlatmış oldum. İleride sözlük site altnda başlıbaşına ayrı bir bölüme de dönüşebilir.

Sözlüklerin adresleri;

Osmanlıca Sözlük;
http://suleyman.cc/dictionary/ottoman.php

Kürtçe Sözlük
http://suleyman.cc/dictionary/kurtce.php

Tatarca Sözlük
http://suleyman.cc/dictionary/tatarca.php

Dijital Akşam Yemeği

Posted: 10th June 2009 by suleyman in Tavsiye, Teknoloji
Tags: , , , ,

robot Danseden, top oynayan, hatta halay çeken robotlardan sonra Japon (Osaka merkezli) robot üreticisi Toyo Riki Co. yemek yapabilen bir robot yaptığını duyurdu. Okonomiyaki adındaki bu robot 1.37 metre boyunda, 217 kilo ağırlığında. Boyuna göre kilosu biraz fazla olsa da o bir aşçı. Krep için gereken malzemeleri karıştırarak işe başlayan Okonomiyaki, hazırladığı karışımı tavaya dökerek pişiriyor ve bir spatula yardımıyla servis ediyor. Son olarak da krepin üstüne hangi sos istenildiğini de soruyor.

İlk aşamada sadece krep yapacak bilgiye ve kapasiteye sahip ama gerekli yazılım güncellemelerinin ardından kendisinin menemen, makarna, pilav, karnıyarık, kebap hatta çiğköfte bile yapacağından eminim. Bir üst versiyonu ev silip, odayı da toplasın ilk müşterisi benim.

Hadi bakalım Japonlar, çalışmaya devam, dijital karnıyarık ve patlıcanlı kebap için biraz daha gayret…

Ek: Halay çeken robot modelleri aşağıdaki resimden görülebilir;

halay-ceken-robot

Halay Çeken Robotlar

Aferin Sana Google

Posted: 20th May 2009 by suleyman in Evrim
Tags: ,

idaHepimizin sevgilisi, canım arama motoru Google bugün 47 milyon yıllık primat fosilini logosuna taşıdı. Bu fosilin özelliği şu ki; insan ırkıyla memeliler arasındaki missing link (kayıp halka) olabileceği düşünülüyor. İnsanların ve gorillerin evrildiği düşünülen primat’ın yakın akrabası olan bir tür olduğu iddia ediliyor.  Fosili inceleyen grubun lideri Norveçli bilim adamı Jorn Hrum’a göre, fosil evrim teorisi çalışmalarında da “evrim” yaratabilir.
Read the rest of this entry »

Lost, Terminator (TSCC), Battlestar Galactica

Posted: 18th May 2009 by suleyman in Dizi, Sinema
Tags: , , , , ,

Bugün enteresan rüyalarıma bir yenisini daha ekledim. Lost, Terminator The Sera Connor Cronnicals ve Battlestar Galactica’dan harmanlanmış bir rüya gördüm. Bunda Lost ve Battlestar Galactica’nın sezon finallerini birer gün arayla izlemiş olmamın etkisi var diye düşünüyorum.

Rüyamda konferans salonu gibi bir ortamda üç dizinin kötü adamları Benjamin Linus (Lost’tan), Cromartie (Terminator’den) ve Cavil (BGS’den) birer sandalye atmış yanyana muhabbet ediyorlardı. Ben bunları görünce birden sinirlenip “ulan ne işiniz var burda şerefsizler” diyerek bunlara doğru yürümeye başlıyorum. O sırada Benjamin Linus herzamanki sakinliğiyle gülümseyerek “Hi” diyor. Böyle diyince iyice çileden çıkıyorum. Adama saldırıyorum. Yakasından tutup ayağa kaldırıyorum. Bu sırada Cromartie (su katılmamış saykodur kendisi) bir an ayağa kalkacak oluyor ve Cavil eliyle Cromartie’yi durduruyor; gayet sakin bir ses tonuyla “yaw boşver biz bulaşmayalım bu meseleye robotuz biz, onlar insan bırak birbirini yesinler” diyor. Bu laf üzerine Cromaritne geri yerine oturuyor. Biz öylece Linus’la kavga ederken rüya bitti.

Bu karakterleri tanımayanlar ya da hatırlamayanlar için kısaca bir hatırlatmak isterim. Hatırlatayım ki kiminle düşman olduğum, kimin üstüne yürüdüğüm daha iyi anlaşılsın. (Bu yazı diziler hakkında spoiler içermektedir!!!)

Read the rest of this entry »