0

İki Benzer Yapım: Behzat Ç ve House MD

Posted by suleyman on June 22, 2011 in Dizi, Genel, Gözlem, Güncel

Biri Amerika’da geçen bir hastane dizisiyken diğeri Ankara’da geçen bir polisiye dizi ancak gerek karakterler gerek olay akışı biraz teefrruatlı incelendiği takdirde birçok benzerliklerin olduğu görülecektir. Ancak, yazıya başlamadan okuyucuları bir konuda uyarmak isterim, bu yazı her iki dizi hakkında da spoiler içermektedir ve bu dizileri izlememiş olanlar için önceden bilgi vermiş olmayayım. Bu konuda üniversitede aldığım “Critical Reading” derslerinin ve kazandırdığı bakışın çok faydası olduğunu söyleyebilirim.

… continue reading.

 
0

Güz Sancısı

Posted by suleyman on June 20, 2011 in Genel

beren saat resimDün gece Güz Sancısı’nı izledim ve bugün onun hakkında yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Görüşlerim hakkında kopya verecek olursam, film olmamış. Bunu birçok boyutta ele alacağım.

Filmi izlemeyenler için not: bu yazı filmin olay akışı hakkında bilgi içermektedir.

… continue reading.

 
0

Yabancı Kompleksi ve Analizi

Posted by suleyman on January 14, 2011 in Gündelik Hayat

Bu memleketteki belki de en karikatürize konulardan biridir, Türkiye insanının yabancılarla olan münasebeti. Birçok isim vermişiz onlara, gavur, ecnebi demişiz, özellikle sarışın ya da şortlu olanlara turist, siyah tenlilere ise (milliyeti ne olursa olsun) Arap. Kimi zaman “Japon yapıyor be abi” diyip yüceltmiş; kimi zaman pis, kirli olmakla, aptal olmakla, anlayışsız olmakla, kokmakla suçlamış aşağılamışız. Bazen ülkemizi ele geçirmeye çalışan korkunç yaratıklar olarak görmüşüz onları. Bazen onaylarına ihtiyaç duymuş, bazen hiç birşeye saymamayı tercih etmişiz. Bazen aşırı sevgi gösterip bazen nefret etmişiz. Yap(a)madığımız tek şey ise onların da insanlar olduğu gerçeğini anlamak. Evet, bu yazı “yabancılar” hakkında.

Buradaki yabancı sözcüğünden kastım genel olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan kimselerdir. Hangi ülkeden, milletten, kıtadan vs. olduğu önemli değil. Zaten onlarla normal ilişkiler kurmayı bir türlü beceremedik gibi. Şimdi genel kategoriler üzerinden teker teker ele alalım:

… continue reading.

Tags: ,

 
0

Hepsiburada.com – Bir Alışveriş Sitesi (Çetesi)

Posted by suleyman on August 25, 2010 in Bilgisayar, Eleştiri, Genel, Gözlem, Gündelik Hayat, Tavsiye

Bugün internetten alışverişin öncülerinden kabul edilen hepsiburada.com ile ilgili olarak yazmak istiyorum. Bilenler biliyordur, bilmeyenler için kısaca bilgi vereyim; hepsiburada.com adında geçen adreste meskun bir internet sitesidir ve internet üzerinden bir takım ürünler satar.

Herşey, bir fotoğraf makinesi sipariş etmekle başladı. Sayfanın her yerinde siparişin üç iş günü çerisinde kargolanacağı yazıyor, nitekim geçmişte de ufak tefek alışverişler yaptığımızda öyle de oluyordu. Uzun bir aradan sonra tekrar bir alışveriş yaptım ve bu defa tam anlamıyla belayı satın aldım.

Üç iş gününde kargo yalanı

Üç iş gününde kargoya verileceği söylenen ürünün durumu, üçüncü günün akşamı halen “tedarik sürecinde” olunca telefon edip sordum ve bana “yarın tedarik edilecek, bu konuda size bilgi verilecek” denildi. Bir sonraki gün halen tedarik sürecinde olan ürün için aradığımda “ürünün hemen hemen tedarik edildiğini, tedarik edilir edilmez kargoya verileceğini, bu konuda da bilgilendirme yapılacağını” söyldiler.

Müşteriyi yıldırma politikası

Hergün aradığımda “ithalatçı firmadan cevap bekleniyor”, “konuyla ilgili bilgilendirileceksiniz” vs. gibi ardı arkası gelmeyen başından savma politikalası dokuzuncu gününe girdiğinde artık ipler koptu. Artık konuların tonu değişmişti, telefola aradığımda ise hiçbir şekilde muhatap bulamıyordum. Karşıma çıkan her bireye meseleyi baştan itibaren anlatıp sonra çözüm beklerken “arkadaşları bilgilendiyirorum, konuyla ilgili olarak sizi bilgilendirecekler” denilerek önceleri başından atma şeklinde işleyen politikanın artık bir yıldırma aracı olarak kullanılmaya başladığı bir dönem başlamıştı. Telefonda konuştuğum, elinde hiçbir yetki olmayan şahsa “bana bilgi değil ürünümü verin” dediğim zaman ise, az önce de belirttiğim gibi, elinden hiçbirşey gelmeyen şahıs sadece arkadaşlarına iletebileceğini ve benim konuyla ilgili olarak bilgilendirileceğimi söylüyordu.

Aslında burada çok ciddi bir manipülasyondan da sözedilebilir, artık öyle bir noktaya geliyorsunuz ki ürünü değil, ürünün akibetini, ürüne dair bilgiyi arar oluyorsunuz. Sizi oaylarken de vaat ettikleri iki gün sonra bilgi verileceği ancak alışverişe konu olan meta, bilgi değil bir üründü.

En son, onuncu gününde, ürünün ellerine ulaştığını söylediler ancak bu da iş günü olmadığı için kargoya veremeyeceklerini söyleyip Pazartesi günü yani on ikinci gün kargoya verdiler. Ürün elime geçti geçmesine ama ciddi bir sinir harbinden sonra.

Olmayan cayma hakkı

Buraya kadarki kısmı okuyanlar diyecektir ki “kardeşim sen de vaz geçseydin!”. Haklılar da, ama o iş okadar kolay değil. Teoride bir cayma hakknız var ama pratikte bu cayma hakkı aslında size kesilen bir başka ceza. Cayma şu şekilde oluyor; paranız iki iş günü (!) içerisinde hesabınıza yarıtılıyor. Ancak, eğer taksitle alışveriş yapmışsanız (ki çoğu internet alışverişi taksitle yapılır) kradi kartınızda bloke koyulan miktar taksit sayısı kadar ayda taksit taksit kaldırılıyor. Sözgelim, 5 tl değerinde bir ürünü beş taksitle aldınız ve caydınız ya, o limit kartınızdan düşüyor ve her ay 1 tl lik bloke kaldırılıyor. Yani kredi kartınıza koyulan sözkonusu limit aylarca devam ediyor. Ancak pahalı bir ürün sipariş etmişseniz, işte o zaman tam anlamıyla tongaya bastınız. Çünkü, kredi kartınız aylarca kullanılmaz halde kalabilir.

Malum, birçoğumuz aileden varlıklı insanlar değiliz, hepimiz çalışarak birşeyler kazanmaya çalışan insanlarız ve kredi kartlarımızdan da borç eksik olmaz. İşte ben hepsiburada.com’dan alışveriş yaparken bu büyük hatayı yaptım ve caysam bile bu makineyi en az altı ay alamayacağım garantilenmiş oldu. Kısacası, bu sitenin (pardon çetenin) eline birkez düştüm.

Hırsızlıktan üç farkını bulun

Hırsızlığın, insan psikolojiside yarattığı tahribatı bir kenara bırakırsak, pratikte insana olan etkisi, kendisine ait olan bir malın bir başkası tarafından haksız yere el konulması sürecidir. Benim bu sitede yaşadıklarımla karşılaştırdığımıda ise biçim olarak pek hırsızlıkla bir ilgisi görünmese de, pratikte aynı durum sözkonusu. Şöyle ki, benim parasını ödediğim, bir başka deyişle artık sahibi olduğum bir mal, tanımadığım, bilmediğim insanlar tarafından alıkonulmuş durumda. Sonunda bir şekilde bana iade edileceği taahhüt ediliyor ancak ben parasını ödeyip de sahibi olduğum halde  malı kullanma hakkım birileri tarafından gasp edilmiş durumda. Hırsızlıkla aynı etkiyi yapıyor, üstüneüstlük malınızı gasp edenler bir de “bilgilendirileceksiniz” diyerek sizinle dalga geçiyorlar.

Kişiye değil topluma zarar

Hepsiburada.com’un olmayan iş ahlakından mağdur olmuş bir vatandaş olmanın ötesinde, bilişim sektöründe çalışan, bu alandan ekmek yiyen biri olarak da hepsiburada.com’u kınıyorum. Yazının girişinde de belirttiğimiz üzere, sözkonusu site online alışveriş kavramının öncülerindendir. Bunlar da böyle yaparsa eğer, demek ki diğer sitelere hiç yaklaşmamak gerek. İmam cemaat ilişkisi, bir başka deyişle. Bu şekilde diğer alışveriş sitelerine de zarar verdikleri gibi, sektöre yeni girecek olanların da önünü bir şekilde kapatmış oluyorlar. Sonuçta etik kavramından uzak  bir işletmenin kendi basit çıkarı için söylediği yalanlar, sonra müşteriye karşı “parayı aldım gerisini boşver” tarzı yaklaşımlar yüzünden bu alanda faliyet yürütecek olan ahlaklı, namuslu ve dürüst kişi ve firmalara çok büyük zarar görüyor.

Tavsiye ve son söz

Bir müşteri olarak size tavsiyem, kesinlikle ve kesinlikle bu siteden alışveri yapmamanız yönündedir. Eğer benim yazdıklarım inandırıcı gelmiyor ise, ekşi sözlük, itü sözlük, uludağ sözlük, şikayetvar.com gibi birçok başka kaynaktan insanların tecrübelerine ulaşabilirisiniz. Denemeye kalkmayın, çok ciddi bir sinir harbi yaşamak zorunda kalabilirsiniz.

 
3

Konservatuar Giriş Sınavı Soruları

Posted by suleyman on July 5, 2010 in İTÜ, Müzik

Bugün aklıma enteresan birşey geldi, acaba konservatuara giriş ÖSYM’ye bağlı bir sınavla olsaydı nasıl olurdu diye? Sonra konunun nasıl yüzeyselleştirilip şıklara indirilebileceğini düşündüm ve birkaç soru hazırladım. Aşağıda sorulardan birkaç örnek yazıyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar, ileride aklıma geldikçe yazarım. Yeni soru önerilerine de açığım.

Sözel Bölüm

Soru 1) Kadifeden kesesi, … gelir sesi, oturmuş …, ciğerimin köşesi.

Yukarıdaki dizeleri uygun şekilde tamamlayın.

a) camiden – namaz kılar
b) kiliseden – gospel okur
c) kahveden – kumar oynar
d) bakkaldan – helva yapar

Soru 2) Kimin sadık yari kara topraktır?

a) benim
b) senin
c) onun
d) bizim
e) sizin
f) onların

Soru 3) Aşağıdakilerden hangisi aşağıdadır?

a) Mi
b) Do
c) Re
d) Fa

Soru 4) “Dıdı dım dıdı dım dıdı dım tım…”

Yukarıdaki cep telefonu melodisinin bestecisi kimdir?

a) Mozart
b) Bach
c) Beethoven
d) Tarkan

Soru 5) Türk Marşı’nın bestecisi kimdir?

a) Mehmet Akif Ersoy
b) Mehmet Zeki Üngör
c) Dede Efendi
d) W. A. Mozart

 
0

Vizesiz Gidilebilen Ülkeler

Posted by suleyman on April 9, 2010 in Tavsiye

Basında dolaşan vizesiz gidilebilen ülkeler vs. mevzusu kafamı epeyce karıştırdı ve erinmedim, üşenmedim dışişleri bakanlığının sitesine girip teker teker ülkelere dair vize durumunu inceledim ve burada da paylaşmak istiyorum.

Vizesiz gitme olayı öncelikle pasaportunuzun türüne göre değişiyor. Yani diplomatik, hizmet, hususi ve umuma mahsus diye pasaport çeşitleri var. Burada sadece umuma mahsus (lacivert) pasaporta vize istemeyen ülkelerden bahsedeceğim. Zaten neredeyse heryere gidebilen diplomatik pasaporta sahip olanlara gıcık oldum ve onların gidebileceği ülkeleri sıralamayacağım, gitsin öğrensinler. Halkın pasaportuna dair durumu paylaşalım.

Öncelikle, bazı ülkeler hiçbir ön koşul olmaksızın umuma mahsus pasaportlar için Türkiye’den vize istemiyorlar. Bu ülkeler;

Arnavutluk, Bahamalar, Bolivya, Bosna-Hersek, Ekvator, El Salvador, Fas, Filipinler, Haiti, Honduras, Hong Kong, İran, Japonya, Kazakistan, KKTC, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Makedonya, Maldivler, Malezya, Nikaragua, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, St. Vincent-Grenadines, Singapur, Solomon Adaları, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu ve Uruguay.

İkinci kategoride ise vizesiz geçişler bazı ön şartlara bağlanmış. Dışişleri bakanlığının sitesinde konuyla alakalı olarak şöyle diyor; “Diplomatik, Hizmet, Hususi  ve  Umuma Mahsus Pasaport hamilleri anılan ülkeye yapacakları üç aya kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaftır.” Yani, sadece üç aylığına vizesiz, sonrası vizeli. Bazılarında ise bu süre otuz gün e otuz gün olanları parantez içinde belirteceğim. Bu ülkeler ise;

Arjantin, Brezilya, Cezayir, Güney Afrika Cumhuriyeti (30 Gün), Gürcistan, Karadağ, Kırgızistan (30 Gün), Kosova, Libya, Mauritius, Suriye, Venezuela.

Bunlar dışında istisnai olarak da Lübnan var. Lübnan’a vize durumu nasıl gittiğinize göre değişiyor. Eğer uçakla gidecekseniz, vizesiz gidebiliyorsunuz. Eğer karayolu ile gidecekseniz, vize almanız gerekiyor. Ancak anladığım kadarıyla bu vize teorik bir vize ve sınır kapılarından da alınabilmekte ancak tam olarak vizesiz değil.

İçlerinden bazılarının adını dahi ilk defa duymuş olsam da vizesiz gidebilmek güzel bir imkan. Şimdi pasaportunuzu cebinize koyup yukarıdaki listeye “o piti piti” yapabilir, bir ülkeye gezmeye gidebilirsiniz.

 
1

Öğretmenler Günü ve Eğitim Hayatımın 20. Yılı

Posted by suleyman on November 24, 2009 in Genel, Gündelik Hayat

Yirmi yıl önce bugün, yani 24 Kasım 1989 tarihinde eğitim ve öğretim hayatıma başlamış oldum. Bugün tam 20. yılı; yani hayatımın 4/5′i okullarda geçmiş.

O zaman daha beş yaşındaydım. Okula başlama nedenlerimi bir kenara bırakırsak, hem okula başlama tarihi hem de yaşı itibariyle okulda olmamam gerekirken, bu başlangıcı, başladığım okulda öğretmen olan babamın iş arkadaşlarıyla kurduğu sosyal ilişkilerine borçluyum.

Okulla ilgili ilk hayal kırıklığım da o gün başladı. Çünkü başladığım gün öğretmenler günüydü ve okulda küçük çaplı bir tören yapıldı. Öğrenciler bahçeye toplandı ve Oktay Öğretmen (babamın taa ortaokuldan arkadaşıdır) saz çaldı, sesi güzel birkaç öğrenci de türkü söyledi. Okulu çok sevmiştim, çünkü her gün bahçeye çıkılıp saz çalınıp türkü söyleneceğini düşünüyordum ancak, ilerleyen günlerde deftere dikey ve yatay çizgiler çizmek zorunda olduğum gerçeğiyle yüzleşince hayatımda ilk kez okuldan kaçtım. Bu önemlidir çünkü bu alışkanlığı üzerinden atmam ancak yüksek lisansa nasip oldu. Neyse, konumuza dönersek; dikey ve yatay çizgiler çiziyorduk. Sonra, ikinci dersin sonunda müstahtem Ahmet Abi sınıfa girip fındık vs. dağıtırdı, yani Özal dönemi devam ediyordu.

Önlüklerimiz bugünkü gibi mavi değildi, siyahtı, ben ikinci sınıftayken mavi önlüklere geçilmişti. Önlük de önemlidir çünkü, hayatta bazı ayrımlarla da o günlerde tanışmak zorunda kalmıştım. Okulumuz, oldukça yoksul bir mahallede konumlanmıştı ve öğrencilerin, özellikle de bir kısmının, gelir düzeyi oldukça düşüktü. Mavi önlüğe geçildiği yıl yeni önlük alamayıp halen siyah önlükleriyle okula gelmek zorunda olan birkaç arkadaşımın, adeta yoksulluklarının simgesi gibi siyah önlüklerle işaretlenmiş bir biçimde bahçede dolaşması halen gözümün önünde. Çok iyi akadaşlardı, mert çocuklardı ama bazılarının ilkokuldan sonra okuyabildiğini sanmıyorum. Erken yetişkinlerdendi onlar da, okuldan sonra her birinin yapacak bir işi vardı, peşinde koşmak zorunda oldukları birer ekmek kavgaları vardı. Şimdi adını hatırlayamadığım ama memleketini hatırlayabildiğim, Elazığ/Palu’lu bir arkadaş vardı, o da siyah önlüklülerden. Evi okula çok yakındı. Okuldan çıkıp evine giderken annesi yolda karşılardı onu. Daha evin bahçesinde üstünü değiştirirdi, önlüğünü çıkarır ve annesinin ekmeğin arasına sardığı birşeyleri boya sandığıyla birlikte aldıktan sonra düşerdi ekmek parası peşine. Giderken de Zazaca olarak annesine birşeyler söylerdi, anlamazdım. Şimdi nerededir, ne yapar hiçbir fikrim yok.

Aynı yıl, televizyonlarda henüz o günkü aklımın kavrayamayacağı ama çevremdeki herkesin hayretler içinde izlediği olaylar oluyordu. Bir sürü insan bir duvarın iki yanında toplanmış balyozluyordu ve her yerde ondan bahsediliyordu. Berlin mi ne, bir duvarmış, yıkılıyormuş. Onun manasını da çok sonradan kavradım. Meğer yıkılan bir duvar değil, bir dönemmiş. İki ışıktan birinin fuzuli görülerek söndürüldüğü, bakkala sepet sarkıtılıp borca birşeyler istenen, televizyonlarda evdeki malzemenin nasıl israf edilmemesi gerektiğini anlatan tanıtıcı kısa filmlerin yayınlandığı tutumluluk çağı sona ermiş; kişilerin giderek bireyselleştiği, tüketimin en yüce değer, harcamanın ibadet, alışveriş merkezlerinin ibadethane sayıldığı küreselleşme, internet, cep telefonu çağı gelmeye başlamış. Bir başka deyişle, teyp yerini önce ‘walkman’e sonra da ‘mp3 player’a bırakmış. Bütün bu olanları o yaşlarda kavramam mümkün değildi; ama sonra sonra birşeyler yerine oturdu ve o balyozlu insanların neyi yıktığını daha iyi anladım.

Bugün 24 Kasım, 20 yıl önce bugün okula başladım ve halen okuldayım. Daha ne kadar okulda olacağımı kimse bilemez. Mesele yirmi yılı okulda geçirmiş olmak değil, insan asıl büyüdüğünü anladıkça şaşırıyor.

 
0

Welcome to İTÜ TMDK

Posted by suleyman on October 2, 2009 in Genel, Gözlem, İTÜ, Müzik

ITU_KLASIK_ARI_YUKSEK_COZUNURLUKLU[1]Bu hafta yeni bir okula, İTÜ’de Türk Müziği bölümünde yüksek lisansa başladım. Konservatuar ortamının bugüne kadar alışık olduğum üniversite ya da eğitim geleneğinden oldukça uzak bir yapısı olduğunu söyleyebilirim.

Öncelikle Maçka Kampüsü’nden bahsetmek gerek. Nişantaşı’ndan devam edince, Beşiktaş’ın üst tarafında tam olarak Maçka Parkı’nın yanında oldukça güzel bir yere konumlanmış olan kampüs hazırlık, işletme fakültesi ve konservatuarı barındırıyor. Kampüsün içerisinde bir tarihi bir bina var, Osmanlı döneminde silahhaneymiş. Bina kendine has mimarisiyle görülmeye değer bir şaheserdir ama bizim orada çok da işimiz yok; sadece yemekhane var orada. Kampüsün tam koordinatlarına bu linkten gidebilirsiniz.

Burası, özellikle de yokuşun alt tarafındaki -konservatuarın olduğu- kısım, üniversite kampüsünden çok Eski Yunan’daki felsefe okullarına benziyor. Müthiş bir gelenek ve görenek aktarımı var. Kampüste birlikte yaşadığımız bir lise var, hatta zili bile çalıyor. Bu lisede üstün yetenekli çocuklar müzik üzerine eğitim ve öğretim görüyorlar. Bu çocuklar lisans, yüksek lisans, master ve doktora öğrencileriyle aynı kantinleri vs. paylaşıyor. Sıradan bir “lise öğrencisi” profilinin çok üstünde bir kitleden sözedilebilir. Herbiri birşeyleri iyi derecede çalan bu çocuklar gelecek vaadediyor.

Ortalama bir kampüsün dersliklerinde müzik sesi duymanız imkansızdır. Hatta, kazara birşeyler çalacağınız tutarsa sizi “gürültü yapıyor” diye şikayet ederler. Burada tam tersi, koridorlardan piyanodan klasik kemençeye türlü çeşitli enstrümanın sesi yükseliyor. Örneğin, geçen gün sabah ders için koridorda beklerken, abinin biri boş bir sınıfta klarinet çalışıyodu. Sabah sabah profesyonel sayılabilecek bir elden, canlı olarak birkaç taksim, ardından “gam zedeyim deva bulmam” dinledim. Alışık olmadığım için sabahın o saatinde ciğerim parçalandı ama o kampüste ders aldıkça böyle şeylere alışmak gerek.

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Bakalım ileride beni ne bekleyecek.

Tags: , , , ,

 
7

Sabuncakis Köşkü -ya da Arılı Ev, Büyükada

Posted by suleyman on July 13, 2009 in Adalar

Sabuncakis KöşküBüyükada’nın her tarafında dolaşırken gözünüze çarpan güzel yapılar o kadar çoktur ki, insan adeta paralize olur. Bir süre sonra hepsi birbirine benzermiş gibi gelmeye başlar. Ancak Ada’nın arka taraflarında (Maden) ana cadde üzerinde (Yılmaz Türk Caddesi) eski bir yapı vardır ki o güzelliklere alışmış, ukala bakışlar bile bu yapıyı gözden kaçıramaz. Gerçek adı Sabuncakis Köşkü olan bu yapı, Büyükada halkı tarafından üzerindeki  figürlerden dolayı “Arılı Ev” olarak da anılır.

Sitemin sembolü olarak kullanacak kadar çok sevdiğim bu binanın hikayesini kısaca anlatmaya çalışacağım.

… continue reading.

Tags: , , ,

 
2

Gmail’den Bir Dizi Yenilik

Posted by suleyman on June 29, 2009 in Bilgisayar, Teknoloji

gmail-logoBeta olma hali hiçbir zaman sona ermeyen Gmail, yakın zamanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeyi planladığı yeniliklerle kullanıcıların gözdesi olmaya devam ediyor.

Eklenti Boyutu Büyüyor

Gmail’de önceden 20 MB olan eklenti boyutu artık 25 MB. Bir zamanlar yahoo’nun 6 MB olan mailboxları 10 MB’a çıkardığı zaman attığım sevinç çığlıklarıyla kıyaslayınca Gmail’in konuyla ilgili nasıl bir değişiklik yaptığı daha iyi anlaşılır. Önceden eski Yahoo adresimin iki kopyasını Gmail’de tek bir mailde gönderebilecekken, şimdi 2.5 kopyasını gönderebileceğim.

Google bu değişikliği 22 Haziran’da duyurmuştu.

… continue reading.

Tags: , , , , , ,

Copyright © 2007-2012 suleyman.cc All rights reserved.
Desk Mess Mirrored version 1.8.6.1 theme from BuyNowShop.com.