October 2, 2009
Bu hafta yeni bir okula, İTÜ’de Türk Müziği bölümünde yüksek lisansa başladım. Konservatuar ortamının bugüne kadar alışık olduğum üniversite ya da eğitim geleneğinden oldukça uzak bir yapısı olduğunu söyleyebilirim.
Öncelikle Maçka Kampüsü’nden bahsetmek gerek. Nişantaşı’ndan devam edince, Beşiktaş’ın üst tarafında tam olarak Maçka Parkı’nın yanında oldukça güzel bir yere konumlanmış olan kampüs hazırlık, işletme fakültesi ve konservatuarı barındırıyor. Kampüsün içerisinde bir tarihi bir bina var, Osmanlı döneminde silahhaneymiş. Bina kendine has mimarisiyle görülmeye değer bir şaheserdir ama bizim orada çok da işimiz yok; sadece yemekhane var orada. Kampüsün tam koordinatlarına bu linkten gidebilirsiniz.

Burası, özellikle de yokuşun alt tarafındaki -konservatuarın olduğu- kısım, üniversite kampüsünden çok Eski Yunan’daki felsefe okullarına benziyor. Müthiş bir gelenek ve görenek aktarımı var. Kampüste birlikte yaşadığımız bir lise var, hatta zili bile çalıyor. Bu lisede üstün yetenekli çocuklar müzik üzerine eğitim ve öğretim görüyorlar. Bu çocuklar lisans, yüksek lisans, master ve doktora öğrencileriyle aynı kantinleri vs. paylaşıyor. Sıradan bir “lise öğrencisi” profilinin çok üstünde bir kitleden sözedilebilir. Herbiri birşeyleri iyi derecede çalan bu çocuklar gelecek vaadediyor.
Ortalama bir kampüsün dersliklerinde müzik sesi duymanız imkansızdır. Hatta, kazara birşeyler çalacağınız tutarsa sizi “gürültü yapıyor” diye şikayet ederler. Burada tam tersi, koridorlardan piyanodan klasik kemençeye türlü çeşitli enstrümanın sesi yükseliyor. Örneğin, geçen gün sabah ders için koridorda beklerken, abinin biri boş bir sınıfta klarinet çalışıyodu. Sabah sabah profesyonel sayılabilecek bir elden, canlı olarak birkaç taksim, ardından “gam zedeyim deva bulmam” dinledim. Alışık olmadığım için sabahın o saatinde ciğerim parçalandı ama o kampüste ders aldıkça böyle şeylere alışmak gerek.
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Bakalım ileride beni ne bekleyecek.
April 17, 2008
Herşeyin dijitalleştiği çağımızda artık akustik enstrümanların bile sanal versiyonları çıkmaya başladı. Gerçek şu ki, orjinalinin tadını veremez ama eğlencelidir. Öyle birşeyin bağlama için hazırlanmış bir versiyonunu buldum. Hele de Do için hazırlanan titreşimli ses çok hoş olmuş. Bu programı deneyebilirsiniz. Ama çevrenizdeki insanlar bi süre sonra sıkılıp “yeter be burayı ceza evine çevirdin” diyebilir, dikkatli kullanmak gerek.
Programı buradan indirebilirsiniz.
December 14, 2007
Bilen bilir Ayşenur Kolivar’ı. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi mezunu, Yeditepe Üniversitesi’nde Türkçe okutmanıdır. Ayrıca çok yetenekli bir müzisyendir. Birçok başarılı sanatçıyla çalışmaları olmuştur ve büyük çalışmalara imza atmıştır. Daha sonra da Helesa diye bir grup kurmuştur. Grup, Karadeniz Müzikleri yapmaktadır. Yanılmıyorsam grupta Ayşenur’dan başka Laz Barış ve Nuray (sadece duyum benimkisi) gibi başka Boğaziçili – Karadenizli insanlar da var. İsterseniz şarkıyı dinleyelim;
http://www.youtube.com/watch?v=FJ6Tw7Hv_nI
September 4, 2007
Bugün youtube’da çok güzel bir şarkı gördüm. Bir grup flamenkocu genç, aslen Arap şarkısı olan Evlerinde Lambaları Yanıyor (Ana D’al Una) ‘u tangos foormunda yorumlamış. İşin en ilginç tarafı bu, hiç de öyle absürt durmamış. Hatta bayağı oturmuş. Tabi, arada gülüşmelerle, hafiften şaka yollu olarak kaydı yaptıkları her hallerinden anlaşılıyor ama gerçekten dinlenebilir, kulağa hoş gelen bir ezgi çıkmış ortaya.
Solist kızımızın sesi inanılmaz güzel.
http://www.youtube.com/watch?v=uVslhKq5B4k
September 3, 2007
Bir iki gündür Beynelmilel’den çalınan çok hüzünlü bir türkünün ezgisi takılmıştı dilime. Sürekli beynimin içinde tekrar edip duruyor. Çevremdekilere sordum bu türküyü bilen var mı diye, herkes benim gibi, ezgiyi biliyor ama türküyü tam olarak çıkaramıyor. Sonra google’dan filan biraz arayınca türkünün Uyan Sunam olduğunu buldum. Biraz daha arayınca aslında Malatyalı Fahri Kayahan‘a ait olduğunu öğrendim. Zaten Fahri Kayahan’ın neredeyse bütün türküleri böyle güzeldir. Nasıl birşey bilmiyorum, bestelerinin ezgileri çok ama çok güzel geliyor kulağa.
Şimdi lafı bırakıp şarkıyı dileyelim;
http://www.youtube.com/watch?v=svswsmrtEGc
Sözleri:
Şafak söktü gine sunam uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım sunam sesim duyulmaz
Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halinden
Uyan sunam uyan derin uykudan
Bunca diyar gezdim gözlerin için
Niye küstün bana el sözü için
Dilerim Allah’tan sızlasın için
Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halinden
September 2, 2007
Giriş
Devrim “belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik” anlamına gelir. Her devrimin ertesinde birçok insanın kaderini, hayatını, tutumunu, fikirlerini etkileyecek değişiklikler olur. Her insan bu yeni süreçte var olan konumunu (en azından) korumaya çalışacaktır. “Yeni olanın budanması, tamamen yok edilmesi ve önceden olduğuna dönülmesi” gibi bir olgu tarihteki neredeyse her devrimin ertesinde ortaya çıkmış ve neredeyse hiçbirzaman başarılı olamamıştır. Yeni süreçte varlığını sürdürebilmenin tek yolu, bu yeni sürece adapte olabilmekten geçer.
read more »